27 Nisan 2016 Çarşamba

Akıl Oyunları

                                    Akıl Oyunları


Akıl Oyunları  Nobel ödüllü Amerikalı matematikçi John Nash'in(Russel Crowe) hayat hikayesini anlatan, yönetmenliğini Ron Howard'ın yaptığı 2001 yapımı biyografik dram filmi.
Nash, öğrencilik yıllarından itibaren hayaller görmeye başlar. Mezuniyetinden sonra, zamanla şizofren olur; fakat hasta olduğunun farkına varamaz. Bir konferans sırasında aniden bir psikiyatrisin karşısına çıkması ile olaylar zinciri değişir. Hastaneye yatar ve bu nedenle akademik çalışmalarından uzaklaşır.
Hastalığı kendi çocuğuna zarar vermesine neden olacak noktaya gelince eşi yeniden hastaneye gitmesi gerektiğini düşünür. Uzun süre hasta olduğunu kabul edemese de sürekli gördüğü kız çocuğunun hiç büyümediğini fark eder. Bu durum onun hastalığını kabul etmesini sağlar. Nash, yaşadığı hayali gerçekleri görmezden gelerek onlarla yaşamaya çalışacaktır. Gördüğü tedaviler etkili olmasa da eşi ve eski iş arkadaşlarının desteğiyle her şeye yeniden başlar. Kendi akıl hastalığını yine kendi aklı ile dizginleyerek akademik çalışmalarına yeniden hız verir.
Tekrar üniversitede ders vermeye başlar. Sonunda gösterdiği sıra dışı mücadeleyle şizofreni ile birlikte yaşamına devam eder. Ve tarih bu müthiş dehaya, akıl hastalığını yine aklıyla yenerek hayatının geri kalanını bilime adamasından ve hastalığının başlamasından evvel yaptığı buluşlardan dolayı Nobel Ekonomi Ödülünü armağan eder
."yalnız yaşayabilmek için, hem tanrı hem vahşi hayvan hem de filozof olmak gerekir." diyen Nietzsche’yi haklı çıkaran bir film demek hiçte yanlış olmaz . Filmde kullanılan tanımlamalar ders çıkarıcı nitelikte . İzlerken düşündüren ve seyirciyi alıp götüren bir konusu olduğu doğrudur .İzlenmesi gereken bir başyapıttır.

Kaynakça:https://tr.wikipedia.org/wiki/Ak%C4%B1l_Oyunlar%C4%B1_(film)

Can Dostum

                                     Can Dostum




Will Hunting genel iq’nun çok çok üzerinde bir zeka seviyesine sahip, MIT’de temizlikçi olarak çalışan genç bir çocuktur.Bir gün bir matematik profesörünün tahtaya yazdığı  bir soruyu okulda temizlik görevlisi olan bir çoçuğun temizlik yaptığı akşamlardan birinde görüp , bir sınıfın tahtasında yazılı olan bir matematik sorusuna denk gelir. Çözülmesi neredeyse imkansız olan bu problemi rahatlıkla çözen Will, sessizce ortadan kaybolur. Profesör soruyu kimin çözdüğünü bulmaya çalışırken böyle bir ihtimal hiç aklına gelmemiştir. sonunda soruyu çözenin will olduğunu öğrenir.Kısa zaman içerisinde problemi yazan profesör tarafından keşfedilen Will bu başarısını diğer sorularda da sürdürecektir.










Etkilendiğim birkaç sahneden biri de barda geçen züppe tipli çocuğa verdiği derstir.Sadece temizlik görevlisi olmasına rağmen okumayı çok seven Will ,kendini her yönden geliştirmeyi başarabilmiştir. Ancak öfke kontrolü olmadığı için bir kavga sebebiyle hapis cezasına çarptırılan gencin, bu beladan kurtulabilmek için profesöre ihtiyacı vardır. Daha önce Will'in yeteneğini fark edip araştıran üniversite profesörü bir şartla Will'e kefil olup hapishaneden çıkarılmasını sağlar. Tek şart Will'in bir terapist tarafından tedavi edilip içindeki öfkenin dindirilip iyileşmesini sağlamaktır. Bu terapi olayı hiçte kolay olmamıştır. Will hiç bir terapist ile anlaşamamaktadır . Sonunda profesörün yakın arkadaşı olan bir terapistle görüşür ve işler değişir. Terapist diğerlerinin aksine Will'i çözmüştür ve onun problemine çözüm bulabilmiştir. Will terapist ile birlikte hayatını yeniden yönlendirmeye başlayacak, en yakın arkadaşı Ben Affleck ve yeni tanıştığı kız arkadaşı bu konuda ona destek olacaklardır.
Son derece etkileyici bir başarı öyküsüne odaklanan film,bu başarılı senaryosu ile Akademi Ödüllerinde kazandığı oscar heykeliyle başarısını taçlandırmıştır.


Kaynakça:https://tr.wikipedia.org/wiki/Can_Dostum_(film,_1997)

Sen Aydınlatırsın Geceyi

                           Sen Aydınlatırsın Geceyi

Sen Aydınlatırsın GeceyiOnur Ünlü'nün senaryosunu yazdığı ve yönettiği 2013'te vizyona giren, kendine has kurgusu, anlatım tekniği ve siyah beyaz görüntüleriyle dikkat çeken, fantastik ve absürd ögelerle yüklü ilginç bir kara sinema örneğidir.


Film diğer Türk filmlerinden farklı konusu ve siyah beyaz oluşuyla dikkat çekmektedir. Konuların işlenişi,kullanılan yerel ağız ,seyirciye önceki olayları anımsatmak açısından arkadan geçen kısa anımsatıcılar oldukça farklı ve güzel işlenmiştir. karakterlerin tamamının süper kahraman olması filmi daha da ilginç ve merak konusu haline getirmiştir.Karakterlerin tamamının süper güçlerinin olduğu bir çeşit aşk hikayesi anlatılmaktadır.

Duvarların içinden geçebilen bir yan hakem; nesneleri oynatabilen bir kadın(Demet Evgar); zamanı durduran bir kız; bir dev; bir görünmez öğretmen ve benzeri karakterlerin bulunduğu filmin başrollerini Ali Atay, Demet Evgar ve Ahmet Mümtaz Taylan paylaşıyor. 


Esas karakter Cemal, Akhisar'da babası ile aynı evde yaşayan ve aynı berber dükkanında çalışan genç bir adamdır. Herkesin birbirini tanıdığı bu kasabada, gayet sıradan gibi görünen insanların bazı olağanüstü güçleri vardır. Kimi zamanı durdurur, kimi duvarların ardını görür, kimi ölümsüzdür. Ama bunların hiçbiri süper kahraman değildir, hatta hayatın olağan akışına uyum sağlamış, sıradan insanlardır. Herkesin her şeyi bilmesine rağmen normal hayatlarına devam etmesi filme eşsiz bir nitelik katmaktadır...
Filmin bir diğer seyirciyi etkileyen noktası fikrimce kullanılan müzikler olmuştur. Özellikle Khaled Mouzanar tarafından bestelenmiş Mreyte ya Mreyte şarkısı Racha Riszk in yumuşak yorumuyla filmin olağan dışı atmosferine apayrı bir hava katmıştır. İzledikten sonra kulaklarınızdan silinmeyecek nitelikte ve naiflikte ki bu şarkı filme çok iyi uyum sağlamış.



21 Nisan 2016 Perşembe

Dönersen Islık Çal


DÖNERSEN ISLIK ÇAL
  Dönersen Islık Çal, Orhan Oğuz'un yönetmenliğini yaptığı 1992 yapımı bir Türk sinema filmidir. Yönetmenliğini Orhan Oğuz'un yaptığı filmin senaryosunu Nuray Oğuz ve Cemal San yazmıştır. Filmin başrollerinde Derya Alabora, Mevlüt Demiryay, Fikret Kuşkan ve Menderes Samancılar yer almıştır.





Toplumun dışladığı bu iki marjinal tipin tanışması karanlık ve pis sokakların birinde gerçekleşir. Cüce (Mevlüt Demiryay), iş çıkışı evine dönerken, sokak serserilerinin saldırdığı ve gerçek bir kadın sandığı travestinin (Fikret Kuşkan) hayatını kurtarır. Gerçekte onu kurtaran, cücenin, o tehlikeli sokaklarda ve gecenin karanlığında kendisini korumak için boynunda taşıdığı düdüktür. Düdük seslerini duyan serseriler kaçıştıktan sonra, travestiyi evine alır. Ne var ki, evinde misafir ettiği "Kadın'ın aslında bir erkek olduğunu anlayınca büyük bir şaşkınlık geçirir. Ama, yaşamını tek başına, yalnızlığını ise balkonundaki köpekleri ve boynundaki düdüğüyle paylaşarak sürdüren cüce ile,  Bu güzel dostluk ne acıdır ki, o çirkin dünyanın, sonunda onları birbirlerinden ayırana dek sürecektir.

Film Beyoğlu'nda ki bir sokakta barmenlik yapan bir cüceyle , fahişelik yaparak hayatını kazanan travesti birinin arasında geçer. Filmin teması dış dünyadan dışlanmış olarak görülen bu iki tiplemenin yaşadıkları ve aralarında oluşan duygusal bir dostluktur. Filmin beni en etkileyen kısmı aslında hemen hemen çoğu insanın ön yargılarıyla baktıkları dışlamaya kadar giden bu insanların , normal diye nitelendirilen insanlardan hiç bir farkı olmayışı oldu. Filmde etkilendiğim sahnelerden biri cüce (mevlüt demiryay)'ın sadece düdüğü kullanarak birinin hayatını kurtarışı oldu. burada ki maneviyat o cücenin düdüğünden başka kimsesi olmayışı ve bir düdükle nelerle başa çıkabileceğini göstermesidir.

Kaynakça:https://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%B6nersen_Isl%C4%B1k_%C3%87al



13 Nisan 2016 Çarşamba

12 Öfkeli Adam

12 Öfkeli Adam

Filmin en dikkat çekici özelliği neredeyse tüm senaryonun bir jüri odasında geçmesidir. Filmin yönetmeni  Sidney Lumet , yönettiği ilk film olmasına rağmen başarılı bir film ortaya çıkarmıştır.

1957 yılında çıkarılan film odak noktası ve seyirciyi etkileme açısından oldukça başarılıdır. Amerikan yasalarına göre jürinin kararı (suçlu ya da suçsuz) oy birliği ile  alınmalıdır. Oy birliği ile alınmamış olan karar jürinin kendini feshetmesi ve davanın yeniden görülmesi anlamına gelir. Karar verilecek konu şehrin fakir bir bölgesinde yaşayan bir çocuğun babasını öldürüp öldürmediğidir. Bu dava için 12 kişiden oluşan bir jüri oluşturulmuştur . Filmin seyrinde bir jüri üyesi hariç diğer tüm jüri üyeleri çocuğun suçlu olduğu kanısındadır .8. jüri ilk oylamada farklı bir görüş bildirir. Sekizinci jüri delillerin ikinci dereceden olduğunu ve çocuğun adil bir tartışmayı hakkettiğini belirtir. Sorgulamaya, sadece iki cinayet tanığının olmasının güvenilirliği ve kesinliği, cinayette kullanılan bıçağın belirtildiği gibi tek olmaması (cinayette kullanılan bıçağın aynısını cebinden çıkararak diğer üyelere gösterir) ve diğer şüpheli durumları göz önüne alarak başlar. Sekiz numaralı jürinin en azılı rakipleri 3. 4. ve 10. jüriler çocuğun bahanesinin berbat olduğunu, cinayet gecesi gittiğini iddia ettiği film hakkında herhangi bir ayrıntı hatırlamadığını ve babasını öldürmek için yeterince motivasyonunun olduğunu belirtirler. Oylama saatlerce devam eder , 8 numara başta yalnız olsa da gittikçe ilerleyen konuşmalarda çocuğun suçsuz olduğuna ikna olan jüri üyeleri sayısı artmıştır ve sonunda çocuk suçsuz bulunmuştur . Filmin genel olarak vermek istediği mesaj ve en etkileyici kısmı da şüphesiz her olayda çoğunluğun söylediğinin doğru olmadığı her zaman olaylara farklı bakış açıları oluşturmak gerektiğinin önemidir.Sadece tek bir mekanda geçen film bırakın seyirciyi sıkmayı inanılmaz bir merak ve sürükleyicilikle ekran başına kitlemiştir. İzlenmesi gereken kült filmler arasında olmalıdır.


http://www.film-onerileri.com/wp-content/uploads/12-kizgin-adam-2.jpg